Din Felsefesi

A. DİN FELSEFESİNİN KONUSU

Felsefenin ilgilendiği alanlardan birisi de dindir. Çünkü din olgusu insanlık tarihi boyunca önemli olmuştur. Basitçe din felsefesi, felsefe ile uğraşanların din üzerine düşünmesi, tartışması, eleştirmesi anlamına gelir.

Din felsefesi ile uğraşanlar, insanın diğer bilgileri ile dinsel bilgisi arasındaki ilişkileri, inancın yapısını, dinin ne olduğunu anlamaya çalışır. Bunu yaparken herhangi bir dinin karşısında ya da yanında yer almaz.

1. Dine Felsefi Açıdan Yaklaşım

Din ile felsefeyi birbirinden ayırarak ele alan ilk düşünür I. Kant’dır. Din bir takım dogmalardan hareket eder. Felsefe ise ne din içindir ne de dine karşıdır. Sadece dinsel olguları tartışıp sorgulamaya çalışır.

Din felsefesinin temel amacı, dini, inanca dayanarak değil akla dayanarak açıklamaya çalışlmaktır. Bu nedenle din felsefesi dine dışarıdan bakar, yani eleştirel ve nesnel olarak yaklaşmaya çalışır. Din felsefesi genel olarak dini, insanlardaki din duygusunun ne olduğunu, inancın yapısını eleştirel olarak incelemeye çalışan bir felsefe dalıdır. Sözgelimi felsefe, din olgusunu ortaya çıkaran inancın, doğa olaylarından korkma ve bunları açıklama ihtiyacından ortaya çıktığını ortaya koymaya çalışırken inançları analiz ederek (din sosyolojisi ya da dinler tarihi gibi bilimlerden yararlanarak) bunları yapar.

a. Teoloji ile Din Felsefesinin Farkı

Kelime anlamıyla teoloji “tanrı bilim” demektir. Belirli bir dini temel alarak tanrının varlığını, niteliklerini, insanın tanrı karşısındaki yerini inceleme konusu yapar. Her dini kendine özgü tarihi, konusu ve problemleriyle ele alıp inceler. Bu nedenle bir Yahudi teolojisi, bir Hristiyan teolojisi, bir islam teolojisi vardır. Bu teolojiler o dinin inanç ve pratiklerinden yola çıkarak akılsal savunusunu yaparlar. Bunlardan hiçbiri kendi dinlerinin inançlarını sorgulamaz.

Din felsefesi ise genel olarak dinin doğası, dinsel inancın yapısı ve anlamı, dinin insan yaşamındaki yeri gibi konuları ele alırken bunları rasyonel olarak ele almak, açıklamak, sorgulamak ve eleştirmek amacını taşır. Bu nedenle din felsefesi teolojiden farklı olarak bütün dinlere eşit uzaklıktadır.

b. Dinin Felsefi Temellendirmesi

Nesnellik, akla dayanmak ve tutarlı olmak din felsefesinin dinlere bakış tarzını oluşturur. Dolayısıyla dinin felsefi temellendirmesinin ilk özelliği açıklamalarını aklın sınırları içerisinde yapmasıdır.

Diğer taraftan din felsefesi aynı zamanda nesnel olmak, yani bütün dinlere karşı tarafsız yaklaşmak, hepsine eşit mesafede olmak zorundadır.

Dinin doğru anlaşılması için öznel yargıların bir tarafa bırakılması zorunludur. Bütün bunlara ek olarak dinin felsefi temellendirilmesi sırasında ileri sürülen görüşler birbirleriyle tutarlı olmalıdır. Yani birbirleriyle çelişmeyen, birbirlerini yanlışlamayan görüşler oluşturulmalıdır.

 

2. Din Felsefesinin Temel Kavramları

Tanrı, vahiy, peygamber, iman, ibadet, yüce ve kutsal gibi kavramlar din felsefesinin temel kavramlarıdır. Dikkat edilirse bu kavramlar hemen hemen bütün dinlerde ortak olan kavramlara işaret etmektedir.

Tanrı; vahiy yolu ile insanlara buyruklarını ileten, evreni yaratan ve yöneten, aklı ve iradesi olan, sonsuz bilgi ve iradesiyle evrenin varlığını devam ettiren, doğa üstü ve sonsuz niteliklere sahip olduğuna inanılan varlıktır. Ancak her dinin tanrı anlayışı birbirinin aynısı değildir. Nitekim çok tanrıcılıkta (politeizm) çok sayıda tanrıya inanılırken, tek tanrıcılıkta (monoteizm) tek bir Tanrı her şeyin yaratıcısı ve evrenin nedeni olduğuna inanılır.

Vahiy; Tanrı’nın kendi varlığını ve buyruklarını dolaylı ya da dolaysız olarak peygamberler aracılığıyla insanlara duyurmasıdır.

Peygamber; Tanrı tarafından seçilmiş olan ve Tanrı’nın buyruklarını insanlara ileten kişidir.

İman; Tanrı’ya, buyruklarına ve kutsal kitaplardaki dogmalara olan inançtır.

İbadet; inancın ifadesi olarak düzenli yapılan törensel eylemlerdir (namaz, oruç, hac gibi).

Yüce; önünde saygı ve sevgi ile eğilinilen kutsal ve üstün varlığın niteliğidir.

Kutsal; din açısından saygıya değer olup Tanrı ya da peygamberler tarafından kutsanmış olandır. Her dinin kendine özgü kutsal saydığı şeyler vardır. Örneğin tüm dinlerin kitapları, Müslümanlar için Kâbe kutsal sayılır.

 

3. Din Felsefesinin Temel Soruları

Din felsefesinin yanıtlamaya çalıştığı soruları dört başlıkta toplamak mümkündür.

– Tanrının varlığı sorunu: “Tanrı var mıdır?”, “Varlığı kanıtlanabilir mi?”, “Tanrı içkin midir (yani evrendeki etkin güç mü) yoksa aşkın mıdır (yani evreni yarattıktan sonra onu kendi haline mi bırakmışltır)?” gibi sorulara yanıt aranır.

– Evrenin yaradılışı sorunu: “Evren yaratılmış mıdır yoksa öncesiz ve sonrasız bir oluşum mudur?” sorusu yanıtlanmaya çalışılır.

– Vahyin olanaklılığı sorunu: “Tanrı vahiyle insana bilgi ve buyrukları gönderebilir mi?” gibi sorular üzerinde durulur.

– Ruhun ölümsüzlüğü sorunu: “Ölümden sonra başka bir yaşam var mıdır?”, “Ölüm bir son mudur?”, “Ruh ölümsüz müdür?” sorularına yanıt aranır.

 

B. TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN FARKLI YAKLAŞIMLAR

Tanrı’nın varlığı konusunda genel olarak üç yaklaşımdan bahsedilebilir:

1. Tanrı’nın varlığını kabul eden görüşler; teizm, deizm, panteizm.

2. Tanrı’nın varlığını reddeden görüş; ateizm.

3. Tanrı’nın varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceğini ileri süren görüş; agnostisizm.

 

1. Tanrı’nın Varlığını Kabul Edenler

a. Teizm (Tanrıcılık)

Teizm, var olan her şeyin bir yaratıcısı olduğuna, bu yaratıcının mutlak ve sınırsız bir bilgi ve güce sahip olduğuna sarsılmaz bir inanç beslemek demektir.

Tanrı’nın varlığına inanan düşünürler buna ilişkin kanıtlarla bu düşüncelerini desteklemeye çalışmışlardır. Bu kanıtlar kısaca şunlardır.

Ontolojik kanıt: Tanrı’nın varlığını yine Tanrı kavramından yola çıkarak kanıtlamaya çalışmaktır. Orta Çağ’da Anselmus (1033-1109), Yeni Çağ’da Descartes tarafından savunulmuştur.

Bu kanıtlama adım adım şöyle yapılır:

– Bende en yüce derecede yetkin olan bir Tanrı düşüncesi var.

– Yetkinlik niteliklerinin birinden yoksun olan bir varlık en yüce derecede yetkin olamaz.

– Yetkin olan bir varlığın yetkinlik niteliklerinin herhangi birinden yoksun olduğunu ileri sürmek çelişkiye neden olur.

– Varlık, bir yetkinlik niteliğidir. Var olmaktan yoksun bir varlık yetkin bir varlık olamaz.

– En yetkin olan Tanrı’nın varlıktan yoksun olacağını düşünmek çelişkiye neden olur.

– Tanrı’nın var olması, Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.

– Öyleyse Tanrı vardır.

Kozmolojik kanıt: Meydana gelen her şey, mantıken onu meydana getiren bir varlığa muhtaçtır. Evren de zaman içinde sonradan meydana geldiğine göre, ve hiçbir şey yoktan var olamayacağına göre onu meydana getiren bir Tanrı vardır. Bu kanıtı ilk kullanan Gazali olmuştur.

Ereklilik kanıtı: Bu kanıtlamada dünyadaki amaçlılık ve düzenden yola çıkarak bir Tanrı’nın varlığına ulaşılır. Bu düzenin bir yapıcısı olması gerektiği düşüncesinden hareketle Tanrı kanıtlanmaya çalışılır.

Ahlaki kanıt: Bu kanıtlamaya göre bütün insanlar iyilik yapmaya, kötülükten kaçınmaya eğilimlidir. Bu yasa öğrenilmemiştir ve vicdanlarımızda hazır bulunur. Bunu da insana kazandıran Tanrı’dır.

b. Deizm (Yaradancılık)

Deizm’e göre tanrı, ilk neden olarak evreni yaratmıştır, ancak evreni yaratmakla işi bitmemiştir. Evren artık kendi yasalarıyla işlemektedir. Tanrı’nın sürekli olarak evrene müdahale etmesi akla aykırı bir durumdur.

Deistler bu inançları dolayısıyla vahiy, elçi (peygamber), kader, kutsal kitap gibi kavramların tümünü yadsırlar.

c. Panteizm (Tüm Tanrıcılık)

Tanrı ile evreni bir ve aynı şey olarak gören düşünce biçimidir. Panteizme göre Tanrı’nın evrenden ayrı bir varlığı yoktur. Tanrı, evrenin kendisidir. Evrende var olan her şey, aslında bir bütün olarak Tanrı’yı oluşturur. İnsan da Tanrı’nın bir parçasıdır. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı, nesnelerin dışında değil içindedir. Tek Tanrılı dinlerde var olan Tanrı-evren, yaratan-yaratılan ayrılığı panteizmde yoktur.

Panteizm eski Yunan felsefesinde Plotinos (205-270), Rönesans’tan sonra Bruno (1548-1600) ve Spinoza (1632-1677) tarafından savunulmuştur.

 

2. Tanrı’nın Varlığını Reddedenler

Tanrının varlığını kabul etmeyen ve tüm dinlere karşı olan görüşe ateizm (tanrıtanımazlık) adı verilir. Tanrının varlığını reddedenlerin kanıtları kötülük sorunu kanıtı ve ahlaki gerekçeler kanıtı başlıklarında toplanabilir.

Kötülük sorunu kanıtı: “Her şeyi bilen, en yüce ve en iyi olan bir Tanrı neden evrendeki acı, kötülük ve yetersizlikleri yaratmıştır?” sorusuna dayanır. Ateistlerin savunduğu bu düşünceye göre, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve mutlak olarak iyi olan tanrının var oluşuyla bu dünyadaki kötülükler hiçbir biçimde bağdaştırılamaz.

Ahlaki gerekçeler kanıtı: Bu düşünceye göre Tanrı’nın varlığını kabul etmek insan özgürlüğünü reddetmek demektir. Örneğin Sartre’a göre insanın özgür olmasının yolu Tanrı’nın yokluğundan geçer. Çünkü Tanrı’nın varlığı insanın özgür olarak kendi değerlerini yaratmasını engeller.

3. Tanrı’nın Varlığı ya da Yokluğunun Bilinemeyeceğini Savunan Görüşler

Bu yaklaşım bilinemezcilik (agnostisizm) olarak adlandırılır. Bu görüş ilk Çağ’da Protagoras tarafından savunulmuştur. Protagoras’a göre Tanrı’nın duyularla algılanamaması, insan ömrünün kısa oluşu gibi nedenlerle Tanrı hakkında bilgi edinmeyi engeller.

17. yüzyılda da Pascal bilinemezciliği savunmuştur. Ona göre Tanrı’nın var olduğuna inanmayı seçerseniz ve var olduğu ortaya çıkarsa sonsuza kadar yaşamayı elde edersiniz. Ancak Tanrı’nın var olmadığı ortaya çıkarsa bazı dünya zevklerinden mahrum kalıp fazladan ibadet etmiş olursunuz. Tanrı’nın var olmadığına inanmayı seçerseniz ve var olmadığı ortaya çıkarsa, sadece yaşarken dünya zevklerinden mahrum olmamış olursunuz, ama var olduğu ortaya çıkarsa o zaman kayıp çok büyük olur, Tanrı’dan ceza görebilirsiniz.

Agnostisizm kavramını ilk defa Thomas Huxley (Tomas Haksley, 1825-1895) kullanmıştır. Ona göre de Tanrı, salt varlık, varlığın anlamı gibi metafizik kavramların bilgisi edinilemez.

 

ÖZET

Din felsefesi genel olarak dini, insandaki din duygusunun ne olduğunu inceleyen, tartışan ve eleştiren felsefe dalıdır. Bu nedenle teolojiden farklı olarak bütün dinlere karşı eşit mesafede bulunur.

Din felsefesi, Tanrı, vahiy, peygamber, iman, ibadet, kutsal gibi kavramları kullanır. Bu kavramları kullanarak Tanrı’nın varlığı sorununu, evrenin yaratılışı sorununu, vahyin olanaklı olup olmadığı sorununun ve ruhun ölümsüzlüğü sorununu tartışmaya çalışır.

Tanrı’nın varlığına ilişkin farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Tanrı’nın varlığını kabul eden yaklaşımlar, teizm, deizm ve panteizm olarak sınıflandırılır. Tanrı’nın varlığını reddeden yaklaşım ise ateizmdir. Bunların dışında Tanrı’nın varlığı ya da yokluğunun bilinemeyeceğini öne süren bir yaklaşım daha vardır ki, o da agnostisizm (bilinemezcilik) olarak adlandırılır.

 

Din Felsefesi” üzerine 5 düşünce

  1. Salih Kırcalar

    Özellikle ateistlerin, ‘peki Allah’ı kim yarattı’ sorusuna fizik ve matematik bilimi ışığında, aşağıdaki açıklamamın yararlı olacağını umuyorum.

    Lavoisier’in kütlenin ve enerjinin korunumu olan, ‘Hiçbir şey yoktan varolmaz, vardanda yok olmaz’ yasasından yararlanarak yüce yaratıcıyı (Allah) bulabiliriz. Yasanın ‘Hiçbir şey yoktan var olmaz’ prensibini şu şekilde söyleyebiliriz. ‘Hiçbirşey olmayandan var olmaz’ ya da ‘Yani herşey var olandan olur’. Öyleyse, ‘var olan evren var olan bir yaratıcıdan olmuştur’. Evrene (E) ve Yaratıcıya da (Y) dersek,

    E küçüktür Y dir.(Burada Y’nin büyüklüğü, ilim ve kudret bakımındandır.) . Fakat yasa gereği Y ‘de, varolan bir Y1 tarafından olacaktır. Y1 ise, Y2 tarafından, Y2 ise, Y3 tarafından……………….Yn ise, Y(sonsuz) tarafından olacaktır. Burada her bir Y tektir. Y lerin yanındaki 1,2,3,….n….(sonsuz) ise, herbirinin ilim ve kudret gücüdür. Y(sonsuz) demek, tek ve ilmi ve kudreti sonsuz olan Yüce yaratıcı Allah’tır. Bu öyle büyük bir ilim ve kudrettirki, Yüce Allah, kendi zatını dahi kendi varedebilme becerisine sahiptir. Nitekim Kur’anı Kerim’de, ‘O’nun varlığı kendindendir’ ayetiyle de sabittir. İlmi ve kudreti sonsuz olan Yüce Yaratıcı, artık arada varsaydığımız, Y, Y1, Y2,Y3…….Yn lere gerek duymadan, yasalarıyla birlikte Evreni yaratmıştır . Zaten Y, Y1, Y2, Y3……..Yn var olduklarını düşünsek bile, Y(sonsuzun) yanında onlarda birer yaratık olmuş olurlar. Melekler ,cinler gibi.

    Cevapla
  2. FATMANUR

    çok güzel bir yazı olmuş. kısa ve öz çoook teşekkürler felsefe ödevime büyük faydası oldu 🙂

    Cevapla
  3. Salih Kırcalar

    Kuantum Mekaniği, Genel Relativite Teorisinin somut bir sonucudur. Bilindiği gibi Genel Relativite Teorisinde,
    ‘Büyük kütleli uzay cisimlerindeki saatler, küçük kütleli uzay cisimlerindeki saatlere göre geri kalırlar.’ (Gravitasyon alanlarındaki farktan dolayı) .
    Buna göre, jüpiterdeki bir saat, dünyadaki bir saate göre geri kalacaktır. Dünyadaki bir saat, ay’daki bir saate göre geri kalacaktır.
    Ay’daki bir saat ise, küçük bir meteordaki saate göre geri kalacaktır.’ Bunun doğruluğu bugüne kadar çeşitli deneylerle kanıtlanmıştır.
    Genel Relativite Teorisi’nin sonucudur. Teori burada sonlandırıldığı için, bilim insanları bu sonucu, (kütle -zaman) ilişkisini, soyut olarak algılamışlardır.

    Oysa, zamanı etkileyen bu uzay kütleleri, kendileride zamandan somut olarak etkileneceklerdir. Bunu daha iyi anlayabilmemiz için ,Genel
    Relativite Teorisini şöyle devam ettirebiliriz.
    ‘Küçük bir meteordaki saat, Alfa taneciğindeki bir saate göre geri kalır. Alfa taneciğindeki bir saat, Beta taneciğindeki bir saate göre geri kalır.
    Beta taneciğindeki bir saat, x ışınındaki bir saate göre geri kalır. X ışınındaki bir saat, Gamma ışınındaki bir saate göre geri kalır.

    Büyük kütleli uzay cisimlerinin ömürleri, yani kütleden enerjiye, enerjiden kütleye dönüşme süreleri çok uzundur. Bunu gözlemlememiz çok zordur. Çünkü, web sitemden (www.timeflow.org) görüleceği üzere, 1 kg kütlenin uzaydaki ömrü 9.10^16 s ye, yani 2,851,927,903.26 yıldır.
    Fakat, çok küçük kütlelere sahip, uzaydaki serbest parçaçıklarda bu, periodlar olarak gözlemlenmekte , kütleden enerjiye, enerjiden kütleye
    dönüşümler okadar kısa zamanlarda olmaktadır. Bu durum Kuantum Mekaniğini doğurmaktadır. (Dalga-Tanecik ikilemi) Bu, Genel Relativite Teorisinin kaçınılmaz somut bir sonucudur. Fizikçi Richard Feynman ‘Fizik Yasaları Üzerine’ adlı kitabında Kuantum Mekaniği ile ilgili olarak
    talebelerine, ‘Buna karşın, kuantum mekaniğini kimsenin anlamadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Küçük parçacıklar farklı davranırlar dalga-tanecik ikilemi olarak. Eğer yapabilirseniz, kendinize sürekli ‘ama bu nasıl olabilir?’ diye sormayın, çünkü çabanız boşunadır. Şimdiye kadar
    hiç kimsenin kurtulamadığı bir çıkmaz sokağa girersiniz. Bunun neden böyle olabildiğini hiç kimse bilmiyor. Buna kuantum mekaniksel bir davranış biçimi diyebiliriz.’ S/151. Demektedir. Halbuki bu, dalga ve tanecik ikileminin nedeni, yukarıda bahsemiş olduğum üzere, Kuantum Teorisi, Genel Relativite Teorisinin somut bir sonucudur. Bu durum Einstein’in ‘Tanrı zar atmaz’ sözünü doğrulamaktadır.

    Konu,web sitemde geniş olarak açıklanmıştır. Web sitem, Moskova Devlet Üniversitesi’ndeki, Zamanın Doğasını Araştırma Enstitüsü’nün
    web sitesi olan, ‘www.chronos.msu.ru/old/rweblinks.html’ mevcuttur. Ayrıca, Fransız Bilim İnsanı, Jean De Climont’un 2012 yılı yayını olan, ‘The Worldwide List of dissident Scientists’ adlı eserindeki ‘K’ indeksinde, ‘http://editionsassailly.com/liste_diss_alpha/climont%20full%20list%20K%20htm.htm’ makalelerim ve web sitem yeralmaktadır. Ayrıca üç makalem vidainstitute.org/?page_id=656 Saygılar.

    Cevapla
  4. Salih Kırcalar

    Zaman izafi değildir. Bir fiziksel işlemdeki zaman, o işlemdeki enerji miktarı kadardır. Bir fiziksel işlemde mutlaka, o işlemdeki enerji miktarı kadar zaman yaşanır. Her bir fiziksel işlemde, o işlemdeki enerji miktarıyla ters orantılı olarak bağıntılı, farklı ‘zaman akışları’ vardır.
    Eğer, ‘Hız=Yol/Zaman’ formülü bilinmeseydi, hızı anlatabilmek için, eğer hızlı gitmişsek,’yol hızlandı ya da yol daraldı’ ifadelerini kullanacaktık. Eğer yavaş gitmişsek ‘yol yavaşladı ya da yol genişledi’ ifadelerini kullanacaktık. Bugün, zaman konusundaki ‘zamanın hızlanması ya da zamanın daralması’ ve ‘zamanın yavaşlaması ya da zamanın genişlemesi’ ifadeleri ‘Zaman Akışı=Zaman/Enerji’ formülünün bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Burada, yavaşlayan ya da hızlanan, daralan ya da genişleyen zaman değildir. ‘Zaman Akışı’ hızlanır ya da yavaşlar. Tıpkı hız gibi. Saygılar.

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*