Bilim Felsefesi

A. BİLİM FELSEFESİNE GİRİŞ

Felsefe evrende “var olan” her şeyi konu alır. Bir varlık alanı olarak bilim de felsefenin konuları arasındadır. Bilimi ve bilimsel bilgiyi konu alan felsefe dalına bilim felsefesi adını veriyoruz. Bilim felsefesinin konusu bilimdir. Bilimin yapısını, doğasını, bilimsel kuramlarla gerçeklik aras›ndaki iliflkiyi, ilkelerini, ana kavramlar›n› ve bilimde yöntem problemini inceler. Kısaca söylersek, bilim felsefesi, bilimle ilgili sorular sorarak bilim üzerine felsefe yapar. şunu da belirtmemiz gerekir, bilim felsefesi bilimsel bilgiyi, kuram düzeyine gelmiş bilgiyi ele alır.

Bilim felsefesi ile “bilimsel felsefe”yi birbirine karıştırmamak gerekir. Bilim felsefesi önceki paragrafta belirtildi¤i gibi bilimin konusunu, ulaştığı sonuçları ve yöntemini sorgularken; bilimsel felsefe, bilimin hızlı ve başarılı sonuçlar elde etmesinden esinlenerek bilimsel düşünüş biçimini felsefeye uygulamak ister. Bilimsel felsefeyi savunanlara göre felsefe de bilimsel sistem kadar doğru, kesin ve sağlam bilgiye sahip olabilir. Bu görüşü savunan düşünürlerden biri Alman filozof Hans Reichenbach (Hans Rayhınbah, 1891-1953)’dır. Ona göre felsefe spekülasyonlardan arınarak bilimler gibi kesin, doğru ve genel sonuçlara ulaşabilir. şimine yani bilimin oluşum ve gelişimine bakarak bilimi açıklamaktır.

Bilimi anlamanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri tarihsel gelişimine yani bilimin oluşum ve gelişimine bakarak bilimi açıklamaktır.

 

1. Bilimin Tarih içindeki Gelişimi

İnsanlığın ortak mirası olan bilim, günümüzdeki yüksek gelişmişlik düzeyine, uzun bir tarihsel süreç sonunda ve çeşitli aşamalardan geçerek ulaşmıştır. Bilimin tarihsel gelişimini belirli dönemlere ayırarak açıklamak konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

İlk bilimsel çalşlmalar Çin ve Hint’te başlamış, daha sonra Mısır ve Mezopotamya’da devam etmiştir. Bu dönemde bilimin mitoloji, din ve büyü ile iç içe olduğunu görüyoruz. Bu coğrafyalarda astronomi, tıp, matematik gibi bilimlerin temelleri atılmıştır.

Bilimsel faaliyet daha sonra milattan önce 600′lü yıllardan başlayarak eski Yunan’da devam etmiştir. Önceki uygarlıklardan alınan bilgilerin de etkisiyle bilim eski Yunan’da büyük bir ilerleme göstermiştir. Yunan’da bilim felsefeyle iç içe olmuştur. Bakıldığında o dönemin büyük filozoflarının aynı zamanda büyük birer bilim adamı olduğu görülür. Örneğin ilk filozof Thales, aynı zamanda astronom ve matematikçi, büyük filozoflardan biri olan Aristoteles ise aynı zamanda biyologdu. Antik Çağ’da Yunan dünyasında filozofların ilk nedenlerden yola çıkarak yaptıkları spekülatif açıklamalar doğa bilimi olarak nitelendirilmiştir.

Ortaçağa gelindiğinde Avrupa’da özellikle V. ve X. yüzyıllar arasında bilimsel faaliyetin genel olarak durma noktasına geldiğini görüyoruz. Ancak bu dönemde filozoflar yoğun olarak mantık tartışlmaları yapmışlardır. Bu dönemde yalnızca dinsel düşünce ön plana çıkmış, bilim ve felsefe dinsel otoritenin izin verdiği kadar gelişebilmiştir. Avrupa’da karanlık ortaçağ yaşanırken islam kültür çevresinde M.S. VIII. ve XIV. yüzyıllar arasında özellikle bilim alanında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin nedeni islamiyetin doğuşu ve yayılışı sırasında önderlerin bilimsel düşünceyi teşvik etmeleridir. Nitekim bu dönemde yoğun bir çeviri faaliyeti başlamış, özellikle Eski Yunan’dan bilimsel ve felsefi eserler Arapçaya çevrilmiştir. VIII. yüzyılda Harun Reşit tarafından kurulan Beyt-ül Hikme adlı çeviri ve araştırma merkezinde; Aristoteles, Platon, Galenos ve Hipokrates vb. düşünürlere ait eserler Arapçaya çevrilmiştir. Harezmî (780-850) Doğuda ve Batıda ilk cebir kitabı sayılan Hisabü-l Cebr ve’l- Mukabele (Cebir Hesabı)’yi yazmıştır. Harezmî bu eserinde 1. ve 2. derece denklem çözümlerini vermiş, çözümlerinde binom formülünü kullanmıştır. Ayrıca Hintlilerden de yararlanarak sembollerden meydana gelen on tabanlı sayı sistemini bulmuştur. Yine astronomi ile ilgili de eserleri olan Harezmî, Halife Memun’un isteğiyle yer ve gökyüzü haritalarına yer verilen bir atlas hazırlamıştır.

Astronomi, matematik, doğa bilimleri, coğrafya ve tarih alanındaki eserleriyle ün kazanmış olan Birûnî (Beyrûnî, 973-1051) “Kanun” adlı eserinde yerin ekseni çevresinde döndüğünü ileri sürmüştür. Matematikte trigonometri ile ilgili önemli çalışmalar yapmış, fizikte de özgül ağırlık değerlerini bulmuştur. İbni Sinâ (980-1037) özellikle tıp alanında verimli olmuş bir bilgindir. Onun “Kanun fî’t Tıp” adlı eseri Latinceye tercüme edilerek, batıda tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. O aynı zamanda hastalıkların hem bedensel hem de psikolojik nedenlerle meydana gelebileceğini ileri sürdüğü için modern psikolojinin öncüsü olarak kabul edilmiştir.

Batıda Ortaçağ boyunca büyük bir duraklama içerisine giren bilimsel çalışmalar, XV.ve XVI. Yüzyılda yaşanan Rönesansla birlikte yeniden başlamışltır. Önce italya’da ortaya çıkan, daha sonra Fransa ve Almanya’ya ve ardından da Avrupa’nın diğer ülkelerine yayılan Rönesans, başta bilim ve felsefe olmak üzere, kültürün çeşitli alanlarında bir yeniden doğuş dönemidir. Orta Çağdan yeni çağa geçiş dönemi olan bu dönem, Orta Çağ’ın “birleşik toplum” yerine “bireycilik” anlayışını getirmiştir. Bireycilik; devlet, dil ve edebiyattan giyim kuşama kadar her alanda etkili oldu. Serbestliği, özgürlüğü ve hümanizmi getirdi. Hümanizm (insancılık) anlayışı merkeze insanı yerleştirdi. İnsanın dünyadaki yeri ve anlamı sorgulandı. Rönesans dönemi bireyin ve aklın ön plana ç›kmasıyla; bilimsel gelişmelerin, teknik buluşların ve keşiflerin hız kazandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde bilim, din ve felsefenin etkisinden kurtularak insanlığın yaşam koşullarını ve düşünce biçimini değiştirecek kadar hızlı bir şekilde ilerlemeye başlamıştır. Rönesans içinde yaşanan ilk bilimsel devrimin Kopernik (1473-1543) tarafından geliştirildiğini söyleyebiliriz. Batlamyus’un yer merkezli evren anlayışlı yerine güneş merkezli evren anlayışını benimsedi. Merkezde güneşin bulunduğunu, dünya ve diğer gezegenlerin ise onun etrafında hareket ettiğini söyledi. Onun bu görüşleri, Johannes Kepler (1571-1630) , Galileo Galilei (1564-1642) ve İsaac Newton (1643-1627) tarafından kanıtlanmıştır. Bu bilim insanlarının çalışmalarına ek olarak, bilimin hemen her alanında çok önemli çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarla XIX. yüzyıl Sanayi Devrimine giden yolda önemli mesafeler kaydedilmiştir. Bilimde büyük gelişmelerin olduğu bu dönem, aynı zamanda filozofların bilimin yöntemi üzerine düşünmeye, bilimler için metodoloji (bilimsel yöntem) sağlamaya çalıştıkları bir dönem olmuştur. Özellikle Francis Bacon (Frensis Beykın, 1561-1626) deney ve gözleme dayanmayan yeni bir bilgi ortaya koyma yerine, bir savı (iddia) kanıtlama yöntemi olarak gördüğü tümden gelimi reddetmiştir. O, bilimsel araştırmanın gözlem ve deneye, tek tek olaylardan genel sonuçlara giden tümevarımsal yönteme dayanması gerektiğini savunmuştur. Bir süre sonra Rene Descartes (Röne Dekart, 1596-1650), “Yöntem Üzerine Konuşma” adlı eserini yayınlamış ve bilimsel araştırmada izlenmesi gereken kuralları flu şekilde sıralamıştır: Apaçıklık, analiz, sentez ve sayma.

XVII. ve XVIII. Yüzyıllar, Newton fiziğinin doğaya uygulanmasına ve bilimin daha da ilerlemesine sahne olmuştur. Bu fizik, doğada mutlak bir determinizmin (gerekircilik) hüküm sürdüğü, evrende olup biten her şeyin neden-sonuç ilişkisine göre meydana geldiği düşüncesine dayanmaktadır. Buna göre doğa yasaları zorunlu olan yasalardır. Newton fiziği matematiğe ve özellikle Euklides (Öklid) geometrisine dayanmaktadır.

XIX. yüzyıl bilimin sanayi alanına uygulandığı ve “Sanayi Devrimi”nin gerçekleştiği bir dönemdir. Teknolojinin gelişmesi bilimsel araştırmalarda yeni ufuklar açmıştır. Fizikte, Islığın yayılması ve dalga kuramı; kimyada, atomla ilgili çalışmalar, enerjinin korunumu yasası ve termodinamik yasası gibi gelişmeler sayılabilir. XIX. yüzyıl aynı zamanda bilimlerin felsefeden ayrılma sürecinin tamamlandığı bir yüzyıl olmuştur. Bu dönemde Claud Bernard (Klod Bernar, 1813-1878)’ın çalışmalarıyla biyoloji, Aguste Comte (Ogüst Komt, 1798-1857)’un çalışmaları ile sosyoloji ve Wilhelm Wund (1832-1920)’un çal›flmaları ile psikoloji, felsefeden koparak birer ayrı bilim ve bağımsız araştırma alanı haline gelmişlerdir.

XX. Yüzyıl Newton fiziğine büyük güvenin sarsıldığı bir dönem olmuştur. Newton fiziğine duyulan güveni sarsan üç önemli kuram ortaya konmuştur. Bunlardan birincisi, Albert Ainstein ( Albırt Aynştayn, 1879-1955)’›n görelilik kuramıdır. İkincisi, Max Planck (Maks Plank, 1848-1947)’›n kuantum kuramıdır. Üçüncüsü ise Werner Heisenberg(Verner Haysenberk, 1901-1977)’in doğa yasalarının kesin ve zorunlu yasalar olmayıp, olasılığa dayalı yasalar olduğunu dile getiren, olasılık ya da belirsizlik kuramıdır. Bu üç kuram Newton fiziğini aşmanın yanında geleneksel, klasik bilim anlayışını da sorgulanmasına neden olmuştur. Böylece kesin bilgiler olarak sunulan bilimsel bilgilerin güvenilir olduğu konusunda birtakım kuşkular ortaya çıkmıştır.

 

2. Bilimin Felsefenin Konusu Oluşu

Filozofların bilim üzerine düşünmeleri en azından Fransis Bacon’a kadar geri gider. Bacon Yeni Çağın bilim çağı olacağını sezinlemiş, bilimin gelişimini hızlandırmak için yeni bir yöntem (tümevar›m) önermiştir.Aynı şekilde İmmanuel Kant da bilim üzerine düşünmüş, özellikle Newton fiziğini temellendirmeye çalışmıştır. Bununla birlikte, bilim felsefesinin yeni bir felsefe dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan en önemli olaylar, XIX. Yüzyıl ile XX. yüzyılın başındaki bilimsel gelişmeler olmuştur. Son dönemde bilimin olağanüstü başarıları, ona olan ilgiyi büyük oranda artırmış, düşünürleri bilimi sorgulamaya itmiştir. Bunun sonucunda bilim felsefesi ayrı bir felsefe dalı olarak ortaya çıkmıştır. Bilim felsefesi bilim üzerine düşünmektir. Bilim felsefesinin konusu bilimdir. Bilimin; geçerliliği, güvenilirliği, kavramları, yasaları, sınıflandırılması vb. dir.

Felsefe, bilimi ve ulaştığı sonuçları da içine alarak tüm varlığı anlamaya ve açıklamaya çalışır. Bunu yaparken bilimin ulaştığı sonuçlardan da yararlanır. Felsefe sadece bilimden ve onun verilerinden yararlanmakla kalmaz. Yepyeni sorularıyla ve temellendirilmiş açıklamalarıyla bilime yeni hedefler gösterir onun ufkunu açar.

B. BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR

Bilim nedir? Sorusuna iki farklı yanıt verilmiştir. Birincisi bilim bir üründür, ikincisi ise bilim bir etkinliktir. Şimdi bu görüşleri kısaca açıklayalım.

Bilime farklı yaklaşımları 2 başlıkta inceleyebiliriz;

1. Ürün olarak bilim    (Reichenbach, Carnap, Hempel)

2. Etkinlik olarak bilim    (Kuhn, Toulmin)

1. Ürün Olarak Bilim

Bu görüş, bilimi ve bilimsel kuramları bilim insanının yaratıcı çalışmasının sonucu ortaya çkan ürün olarak görür. Mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu yaklaşıma göre bilim; bilimsel yöntemle elde edilmiş kuram ve kanunlardan oluşmuş kesin, nesnel, birikerek ilerleyen bilgiler yığınıdır. Bilimin ürünleri, bilimsel yöntem kullanılarak ve bilim insanın bireysel yaratıcılığı ile elde edilmiş bilgilerdir. Bilimi anlamanın yolu ürün olarak ortaya konmuş bu bilgiler yığınını incelemektir. Başka bir değişle bu yaklaşım, bir ürün olarak gördüğü bilimin yapısını, dilini ve yöntemini açıklamaya çalışır. 1920′li yıllarda Viyana’da belirli aralıklarla toplanan bir grup bilim adamı ve filozofun geliştirdiği bir yaklaşımdır. “Viyana Çevresi” denilen bu düşünürlerin en ünlüleri; Hans Reichenbach (Hans Rayhınbah,1891-1953), Rudolph Carnap (Rudolf Karnap, 1891-1970) ve Carl Gustav Hempel (Karl Gustav Hempel, 1905-…)’dir. Bunların yaklaşımları ise mantıkçı pozitivizmdir. Bu yaklaşıma göre öncelikle bir bilimsellik ölçütü geliştirilir, daha sonrada bu ölçüte dayanılarak bilim ve felsefe metafizik kabullerden ve metafizik önermelerden ayıklamaya çalışılır. Bu ölçütlerden ikisi anlamlılık ve doğrulanabilirliktir. H. Reichenbach; bilimi çözümlemek ve onu açıklamak için bilim dilini çözümlemek gerektiğini savunur. Bilimsel Felsefenin Doğuşu adlı eserinde şu düşünceleri savunur; bilim konuşma diline dayalıdır. Eğer dili çözümler, onun belirsizliklerini ortadan kaldırır yani sembolik bir dizgiye çevrilebilirse bilimin çözümlenebileceğini düşünür.

Reichenbach’a göre bilimselliğin ölçütü doğrulanabilirliktir. Doğrulanabilen önermeler anlamlıdır. Anlamlı önermeler doğrulanabilme ya da yanlışlanabilme özelliğine sahip olan önermelerdir. Bilim dışı önermeler doğruluk değerine sahip olmadığı için bilimsel değildir. Metafizik, estetik ve etiğin önermeleri doğrulanamaz, bu tür önermeler anlamlı önerme değildir. Kısaca olgulardan elde edilip tekrar olgularla denetlenemeyen önermeler bilimsel önerme değildir.

Reichenbach’a göre Anlamlı önerme doğrudan doğrulanabilen önermedir. şimdiye ait önermeler doğrudan dorulanabildiği halde geçmişe ve geleceğe ait önermeler dolaylı olarak doğrulanabilmektedir. Doğrulamanın en yalın yolu doğrudan gözleme başvurularak yapılır. “Bilgin Baran’ın boyu 1.15 cm’dir.” önermesi doğrudan doğrulanabilir bir önermedir. Metre ile Bilgin Baran’ın boyu ölçülür, eğer 1.15 cm gelirse önerme doğru gelmezse yanlış olur. “Kar beyazdır.”, “bugün hava yağışlıdır.” vb. önermeler de doğrudan doğrulanabilen önermelerdir. Kimi önermeler doğrudan gözleme tâbi tutulamaz. Örneğin; “Cumhuriyet, ülkemizde 29 Ekim 1923′te ilan edildi.” gibi geçmişe ait bir önerme ancak bir takım araştırmalarla ve belgelerin incelenmesiyle dolaylı olarak doğrulanabilir. Rudolf Carnap’a göre bilimsel önermeleri doğrulamanın en iyi yolu “sembolik mantıktır. Ona göre bir önermenin anlamlı olabilmesi için ya doğrudan olgusal bir dille ya da olgusal bir dilin kısaltılması olan sembolik mantık diliyle ifade edilmiş olması gerekir. Bir önermeyi çözümlemenin başlıcaca amacının o önermenin doğrulama yönteminin belirlenmesi olduğunu ileri süren Carnap’a göre, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki tür doğrulama vardır. Örneğin, “Dışarıda yağmur yağıyor.” Önermesini camdan dışarıya bakarak doğrudan doğrulayabilirim. “Bu küpe gümüşten yapılmıştır.” önermesinin doğrulaması ise ancak gümüşü çeşitli testlere tabi tutarak anlaşılabileceğinden dolaylı bir doğrulama olacaktır. Bu önermelerle ilgili deney ya da gözlemlerimiz olumlu sonuç verirse doğrulukları büyük oranda kesinlik kazanır. Fakat tam kesinliğe hiçbir zaman ulaşılamaz. Ona göre hiçbir doğrulama tam değil kısmi bir doğrulamadır. Örneğin , “Bütün insanlarda safra kesesi vardır.” önermesi, bütün insanların safra keselerinin olduğunun test edilmesi ile doğrulanabilir. Böyle bir gözlemin yapılması mümkün olmadığından söz konusu önermemiz ancak kısmi olarak doğrulanabilir. Carnap, doğrulanabilirlik açısından metafizik önermeleri de incelemiştir. Ona göre metafizik önermeler teorik ve olgusal kategoriye girmeyen önermelerdir. Örneğin, “Evrenin ana maddesi havadır.” gibi bir metafizik önermenin doğruluğunu ya da yanlışlığını kanıtlayacak bir yöntem yoktur. Yani bu tür önermeler test edilemezler.

Ne doğrudur ne de yanlıştır denilemeyeceği ve doğruluğunu ortaya koyacak deneysel yöntem mevcut olmadığı için bu tür önermeler anlamsız ve saçmadırlar. Bütün bunların sonucunda Carnap şöyle der; bir önermenin anlamlılığı ya da doğruluğu kanıtlama yöntemine bağlıdır. Eğer bir kanıtlama yöntemi yoksa o önermenin bir doğruluğu da yoktur.

Carl Gustav Hempel Hempel de bilimi ürün olarak ele alan filozoflardandır. o da bir ürün olarak gördüğü bilimin yapıısını ve yöntemini açıklamaya çalışır.Ona göre bilimsel açıklama iki türlü yapılır: tümdengelimle ve tümevarımla. Tümdengelimle yapılan açıklamalara “yasalı”, tümevarımla yapılan açıklamalara ise “olasılıklı açıklama”der. Bilimsel yöntemin tümevarım ve tümdengelimin bir birleşimi olduğunu savunursa da tümden gelimin, tümevarıma göre daha ağırlıklı rol oynadığını düşünür. Bütün bu açıklamalarına rağmen Hempel’e göre bilimde buluş yapmanın ve ürün ortaya koymanın kesin bir yöntemi yoktur. Bilimde önemli olanın buluşun nasıl gerçekleştirildiği değil, ortaya konulan ürünün bilimselliğinin nasıl ve hangi yöntemlerle kanıtlandığıdır. Aynı zamanda Hempel’e göre bilimsel açıklamaların iki koşulu vardır; mantıksal uygunluk ve deneysel uygunluktur.

2. Etkinlik Olarak Bilim Bu yaklaşım bilimi, bilim adamları topluluğunun bir etkinliği olarak görür. Bu yaklaşımı savunan filozoflara göre bilim; o dönemin değerlerinden, inançlarından bağımsız bir ürün değildir. Bilim adamları topluluğu da o toplum içinde yaşamaktadır ve toplumdaki inanç, değer ve kültürel değişimler onları da etkilemektedir. Etkinlik olarak bilim yaklaşımını savunanların en tanınmış temsilcileri; Thomas Kuhn (Tomas Kun, 1922-1997) ve Stephen Toulmin (Sitefan Tulmin, 1922-…)’dir. Thomas Kuhn Kuhn bilimi anlamaya yönelik eserinde (Bilimsel Devrimlerin Yapısı), bilim adamlarının psikololojisiyle, bilim adamları topluluğunun sosyolojik özelliklerinin, bilimi anlamada çok önemli rol oynadığını vurgular. Yani bilimi anlamada bilimsel araştırma sürecine ideoloji, ahlak, inanç, gelenek, görenek gibi ögeleri de katar.

Kuhn, bilim adamlarının etkinliği olarak gördüğü bilimin gelişim aşamalarını, “Bir bilimin ilerleme tarzı konulu tablosu”nda açıklamıştır. Buna göre bilim şu aşamalardan geçerek ilerler:

1) Bilim öncesi dönem,

2) Olağan bilim dönemi,

3) Bunalımlar,

4) Devrim

Her bilim dalı, kendi tarihi içinde bu aşamalardan geçerek ilerler. Bilim öncesi dönem bir hazırlık dönemidir. Bu dönemde araştırmacılar hangi olay veya olguların açıklamaya ve incelemeye değer olduğu, hangi yöntemi kullanmaları gerektiği ve hangi gözlemlerin önemli olduğu konusunda görüş ayrılığı içindedirler. Yine araştırmacıların, kendisinden hareketle, çalışacakları, temel kabul edecekleri tek bir kuramsal öncüller grubu da yoktu. Sonra bilim insanlarından birisinin teorisi kendisini kabul ettirir. Kuhn işte bu yöntem yada teoriye paradigma adını verir. Ona göre paradigma, bilimsel bir yaklaşımın, ele aldığı olguları ve bunlar arasındaki ilişkileri anlamak ve sorgulamak için doğrudan ve dolaylı olarak kullandığı tüm kabuller, inançlar, kurallar, kavramsal ve deneysel araçlardır. Bir başka değişle paradigma, bilimsel bir yaklaşımın doğayı ve toplumu algılama ve sorgulama biçimidir. Örneğin, Güneş merkezli Evren teorisi bir paradigmadır.Yine Newton fiziği, Einstein fiziği birer paradigmadır. Paradigmaya bağlı olarak çalışılan bu dönem Kuhn’un olağan bilim dediği dönemdir. Bu dönemde kuramlar etrafında toplanan bilim insanları; evren, toplum, insan, hastalık vb. problemleri çözerler. Bilim ve teknoloji alanlarında yeni buluşlar ortaya koyarlar Kuhn’na göre olağan bilim döneminde, paradigma tarafından çözülemeyen bir takım problemler ortaya çıkar ve bilim bir bunalım dönemi içine girer. Bu dönemde bilimler, insanlığın ihtiyacı olan teknolojiyi karşılayacak düzeyde değildir. Evren hakkında doyurucu yanıtlar verememektedir. Bilimsel açıklamalar ile gerçeklik arasındaki uyumsuzluk sürekli artmaktadır. Bu durumda bilim öncesi dönemindeki arayışlar başlar. Bu bunalım döneminde genç bir bilim insanı ortaya çıkar, yeni bir paradigma ortaya koyarak bilimsel devrimi başlatır. Kuhn’a göre devrim aşamasında ortaya konulan paradigma, eski paradigmaylakarşılaştıralamayacak kadar farklıdır. Bu aşama bir paradigmanın sona erdiği, yeni bir paradigmanın ise geçerli olmaya başladığı dönemdir. Etkinlik olarak bilim görüşüne göre, ürün olarak bilim görüşünde olduğu gibi bilim, düz bir çizgi biçiminde sürekli mükemmele doğru ilerlemez, bir paradigmadan diğerine sıçrayarak ilerler. Bilim, ürün olarak bilim anlayışında olduğu gibi “yuvarlandıkça büyüyen bir kartopu” gibi değildir. Kartopu bazen kayaya çarpar ve dağılır. Dağılan parçalardan yeni paradigmalar ortaya çıkar ve bir gün dağılmak üzere yoluna devam eder. Ayrıca bu anlayışa göre paradigmaların doğruluğundan yada yanlışlığından söz edilemez yalnızca geçerliliğinden söz edilebilir. Paradigma sorulara yanıt verdiği sürece yaşar, yoksa yerini yenilerine bırakır.

Stephen Toulmin Toulmin’e göre bilim tarihsel ve toplumsal boyutları olan bir etkinliktir. Bilimi açıklarken bu boyutları dikkate almak gerektiğini düşünür. Bunun yanında o, bilimi evrimci bir bakış açısıyla ele alır. Nasıl doğada yeni koşullara uyum sağlayabilen türler yaşıyor, sağlayamayan ise yok olup gidiyorsa bilimde de yeni koşulların ortaya çıkardığı problemleri diğer kuramlardan daha iyi çözüm getirebilen kuramlar güncelliğini koruyarak varlığını sürdürmektedir.

C. BİLİM FELSEFESİNDE KLASİK GÖRÜŞ VE ELEŞTİRİSİ

“Bilim nedir?” ve “Bilimin temel özellikleri nelerdir?” sorularını yanıtlamak; olgusal dünyanın sürekli değişim içinde olması ve bilimin karmaşık bir yapıya sahip olması sebebiyle hiç de kolay olmamıştır. Bilim nedir? sorusuna verilen yanıtlar çok farklı olsa bile günümüzde bir bilim görüşü oluşmuştur. Bu bilim görüşü, pozitivizm ve kısmen de mantıkçı pozitivizmin temsil ettiği görüştür. Bizim bugün klasik görüş diye nitelediğimiz bilim anlayışı, büyük oranda Ogüst Comte’un kurduğu pozitivizmin bilim anlayışına karşılık gelmektedir. Şimdi klasik görüşün ne olduğunu ve bu görüşün bilim anlayışını inceleyelim.

1. Bilime Klasik Görüş Açısından Bakış a. Klasik Görüş Açısından Bilim Klasik bilim anlayışının dayandığı temel görüşler şunlardır: * Bilim nesnel gerçekliği konu edinir. Nesnel gerçekliği yani insan zihninden bağımsız olarak var olan dış dünyayı, onu yöneten yasalara ulaşmaya çaışarak anlamaya ve açıklamaya çalışır. * Bilim, tümüyle rasyonel (akılcı) bir etkinliktir. Bilim adamı kişisel inanç, felsefi görüş, ön yargı, toplumsal ve kültürel değerlerin onu etkilemesine izin vermez. Tamamen nesnel (objektif) tavır takınmak durumundadır. * Her bilim dalı varlığın farklı bir bölümünü konu edinse de tüm bilimlerin temeli ortaktır. Birbirleriyle doğrudan bir ilişkisi yok gibi görünen bilimlerin bile aralarında belli bir ilişki vardır. Bilimler, birbirlerine indirgenebilir. Comte’a göre oluşacak en son bilim sosyal fiziktir. * Bilim, geçmişten günümüze artarak ilerleyen bir yapıya sahiptir. Bilimsel bilgi kümülatif (biriken) bir bilgidir. Başka bir anlatımla, eskinin doğrularına yenilerini katarak ileriye doğru gelişen bir süreçtir. Bilim, sürekli gelişen hazine gibidir. Her bilim dalı ve bilim adamı hazineye bir şeyler ekler, yanlışlar ayıklanır ve dolayısıyla hazinenin değeri sürekli arttığı gibi alanı da sürekli genişler

b. Bilimi Niteleyen Özellikler

(1) Bilimsel Bilginin Özellikleri * Bilim olgusaldır. Bilim gözlenebilir olguları ele alır. Olgular arasındaki nedensellik ilişkilerini aç›klar. * Bilim mantıksaldır. Bilimde önermeler birleriyle çelişmez. Bütün bilimsel yargılar mantık kurallarına uygundur ve mantıksal tutarlılığa ve geçerliliğe sahiptir. * Bilim genellemeler yapar. Bilim, tek tek olguları değil aynı türden tüm olguları açıklar. Dolayısıyla bilimin ulaştığı sonuçlar herkes tarafından kabul gören genel geçer olan görüşlerdir. * Bilim objektif(nesnel)tir. Bilimin ürünü olan bilgi, onu ortaya koyan bilim insanının inançlarından, kişisel kanaatlerinden, dünya görüşünden bağımsız bir bilgidir. Bilimsel bilgi kişiden kişiye yada toplumdan topluma değişmez. * Bilim eleştiricidir. Bilim insanının her şeyi sorgulayan eleştirel bir tavrı vardır. Bu tavır sayesinde bilim yanlışlarından arınarak ilerler. * Bilim eleştiricidir. Bilim insanının her şeyi sorgulayan eleştirel bir tavrı vardır. Bu tavır sayesinde bilim yanlışlarından arınarak ilerler. * Bilimsel bilgi bilimsel yöntemle ulaşılan bilgidir. Bilimsel bilgi gelişi güzel bir biçimde değil bilimsel yöntemle elde edilir.

(2) Bilimsel Yöntemin özellikleri Yöntem, bir amaca ulaşmak için izlenen yol anlamına gelir. Bilimsel yöntem ise olguları betimlemek ve açıklamak amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur. Bilimsel yöntem şu aşamalardan oluşur: Olguların saptanması, Gözlem, hipotez (denence), deney, kuram (teori) ve yasa. Bilimsel yöntemin bu aşamalarını iki gruba ayırarak inceleyebiliriz. Birincisi, olgu, gözlem, hipotez ve deney aşamalarını içine alan betimleme (tasvir) aşamasıdır. İkincisi ise teori ve yasa aşamalarını içine alan açıklama aşamasıdır. Betimleme aşamasında önce problem tanımlanır, konu ile ilgili

olgular gözlenir ve bilgiler toplanır. Bu bilgilerin ışığında hipotez oluşturulur. Formüle edilen hipotezler deneylerle test edilir. Açıklama aşamasında ise hipotez deneyle doğrulanmış ise kurama ulaşılmış olur. Ulaşılan bu kuram bilim adamları topluluğu tarafından da yinelenir, doğrulanır ve matematiksel olarak formüle edilirse yasa aşamasına ulaşılmış olunur. Örneğin; “Su 100 derece selsiyus da kaynar.” bir yasadır. Eğer deneylerle test edilen hipotezler doğrulanamaz, kuram düzeyine yükselmez ise araştırmanın başına dönülür ve hipotez yeniden kurulur. Bilimsel yöntemle olgular arasındaki ilişkileri açıklayarak kurama ulaşmak aynı zamanda bir buluştur. Örneğin kuduz aşısının bulunması, elektriğin keşfi birer buluştur. Buna ek olarak araştırılan olguyu açıklamak amacıyla oluşturulan hipotezden olgusal olarak sınanabilir sonuçlar çıkarma ve söz konusu sonuçları yeni verilerle karşılaştırma işlemine de doğrulama denir. Bir başka anlatımla, bilimsel doğrulama, ulaşılan genel açıklamaların olgulara uygunluğunu denetlemektir.

(3) Bilimsel Açıklama – Ön Deyinin Özellikleri Bilimsel yöntemle iki aşmalı bir sürecin sonunda yasalara ulaşıldığını açıklamıştık. Betimleme aşamasında “nasıl”? sorusuna cevap aranır. Ele alınan olgunun nasıl olduğu (oluş süreci), nasıl bir gelişim kaydettiği ortaya konulur. Açıklama ise olayların nedeniyle ilişkilidir. Açıklama nedeni bilinmeyen olguların nedeni bilinen olgularla ifade edilmesidir. Örneğin, yağmurun kara dönüşünü gözlemlemek, gözlem sonuçlarını aşama aşama kaydetmek bir betimlemedir. Yağmurun kara neden dönüştüğü araştırıldığında ve nedenler ortaya konulduğunda açıklama yapılmış olur. Doğaya ait gerçekleri araştıran bilim adamları, ele aldıkları konunun nasıl olacağı ile ilgili önce ön deyilerde bulunurlar. Sonra nedenlere ilişkin hipotezler (geçici açıklamalar) belirlerler. Yaptıkları deney ve gözlemler sonucunda da teorilere, oradan da yasalara ulaşırlar. Nedeni belirleyen teoriler ve yasalar birer açıklamadır. Açıklamalar aksi ispatlanana ya da yeni bir teori veya yasa ile çürütülmedikçe varlığını sürdürürler. Açıklama aşamasının sonunda birtakım genellemelere ulaşılır. Bu genellemeler sayesinde açıklama, her yerde kabul gören bilimsel bir nitelik kazanır. Örneğin, “Bütün cisimler boşlukta, aynı hızla düşer.” önermesi bu türden genel kabul gören bir önermedir. Doğayı ve doğa olaylarını bilimsel yönden anlamada ön deyinin önemli bir rolü vardır. Ön deyi, olgular arası ilişkilerden ya da bilimsel açıklamalardan yararlanarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir. Astronomi alanında gerçekleştirilen ilk ön deyi felsefenin kurucularından sayılan Thales’e aittir. O, “28 May›s 508′de olan ay tutulması olayını” önceden haber vermiştir. Thales’in yaptığı bir ön deyidir.

(4) Bilimsel Kuramın (Teorinin) Özellikleri Bilimsel araştırma sürecinin problemi tespit etme ve bu probleme bağlı olarak oluşturulan hipotezle başladığını daha önce belirtmiştik. Oluşturulan bu hipotezler deney ve gözlemlerle test edilir, defalarca denemeden sonra doğrulanırsa kurama ulaşılır. Yani bilimsel araştırma sürecinde doğrulanan her hipotez kuram özelliği kazanır.

Kuramlar, deney ve gözlemle doğrulanmış olan, deneyin verilerinden yola çıkılarak daha geniş bir alanı kapsayacak biçimde genellenmiş olan ve belli bir dönemde bilim insanlarının çoğu tarafından kabul gören genellenmiş açıklamalardır. Her kuram, alışılmışın dışında yeni bir görüş ve yeni bir yorumdur. Başlangıçta çoğunlukla tepkiyle karşılanırlar. Örneğin, Darwin’in “Evrim Kuram›” ve S. Freud’un “Psikanaliz Kuram›” gibi. Her kuram, belli bir alana ilişkin genel açıklamadır. Birikmiş bilgilere dayanılarak ve bilimsel yöntem kullanılarak elde edilmiş bilgilerdir. Kuram doğal ve toplumsal gerçekliğin bir alanına ilişkin genelleştirilmiş açıklamalardır. Ele aldığı alanda olguların açıklanmasını sağladığı gibi gelecekte olacaklar hakkında da ön deyide bulunma olanağı sağlar. Bilimdeki gelişmelere bağlı olarak kuramlar değişebilirler. Bunun için hiçbir kurama kesin gözüyle bakılamaz.

2. Klasik Görüşe Yapılan Eleştiriler

Klasik görüş bilimi ürün olarak kabul eden filozoflara ait bir görüştür. 1940′lı yıllara kadar etkisini sürdüren klasik görüşe yapılan eleştirileri şöyle sıralayabiliriz:  Klasik görüş, bilime çok büyük değer vermiştir. Bilimi, insanlığın tüm sorunlarıı çözebilecek bir güç olduğunu ileri sürmüştür. Bu yaklaşım, klasik bilim anlayışına karşı çıkan düşünürlere göre doğru olmayan bir yaklaşımdır. Çünkü bilim, insanlığın tüm problemlerini çözemediği gibi teknolojiyle birlikte insanlığa yeni problemler de getirmiştir. Bilimsel bilgide diğer bilgi türleri gibi bir bilgi türüdür ve diğerlerinden üstün değildir. . Klasik görüşe göre bilim, doğrusal bir biçimde birikerek ilerler. Zamanla yanlışlanan kuramlar, doğrularıyla yer değiştirerek ilerlemesini sürdürür. Bu görüşe karşı çıkan bilim insanlarına göre bilim, ne düzgün bir doğru boyunca ilerler ne de birikimsel bir süreç izler. Bu bilim insanlarına göre, bilimde sapmalar vardır, inişler ve çıkışlar söz konusudur ve bilim evrimsel değil devrimsel bir süreç izler. Bilim de paradigmalar hüküm sürmektedir. Geçerliliğini yitiren paradigmalar yerini yenilerine bırakmaktadır. Bir başka ifadeyle yeni paradigma öncekini yok ederek onun yerine geçer.

Klasik görüşe göre, bilim, onu yapan bilim insanlarından ve meydana geldiği ülkeden bağımsız nesnel bir yapısı ve ya gerçekliği vardır. Yine bazı bilim insanları bu görüşü de eleştirmişlerdir. Bu bilim insanlarına göre, bilim katı rasyonel bir etkinlik değildir. Bilim insanı da kendi kültüründen soyutlanmış ve sadece üreten bir robot değildir. Bilimsel üretimler kültürlerinden bağımsız olarak ele alınamaz. Her çağın bilim insanı ürettiği bilimle ve kültürüyle bir bütündür. Bilimsel buluşlar, içinden çıktığı kültürle ve bilim insanının yaşam öyküsüyle anlam kazanır. Einstein’ı ve buluşlarını yaşadığı dönemin kültüründen soyutlayamayız. Bilim insanının gözündeki gözlük ne renk ise varlığı da o renkte görür ve yorumlar.

Klasik görüşe göre bilim, eninde sonunda her şeyi çözecek, evrende bilinmeyen hiçbir şey kalmayacaktır. Bu görüşü eleştirenlere göre ileri sürülen sav bir ütopyadır. Evren, sonsuz ve sınırsız olduğuna göre, bu sonsuzluğa insanın nüfuz edebileceğine dair hiçbir kanıt yoktur. . Klasik görüşe göre, bilimler birbirlerine indirgenebilecek yapıdadırlar. Son tahlilde bilimlerin büyük bir bilimin parçaları olacağını, bu büyük bilimin de “fizik” olacağını ileri sürerler. Bu görüşe de karşı çıkan bilim insanları ve düşünürler olmuştur. Onlara göre, çeşitli bilimlerin birbirleriyle ilişkileri olabilir ama hiçbir bilim diğerine indirgenemez. Bu bilim insanlarına göre, gerçekliğin farklı boyutları vardır ve bu farklı boyutları ele alan farklı bilimler söz konusudur. Gerçekliğin ancak farklı bilimlerle açıklanabileceği görüşü daha olanaklı bir görüştür.

Ç. BİLİMİN DEĞERİ

Bilim insanın merak etme ve öğrenme isteğinden doğmuş, en değerli bilgi dalıdır. Doğayı anlama ve onu belirli ölçülerde kontrol altına alma uğraşında en önemli güçtür. İnsan bilim sayesinde, doğayı ve toplumsal gerçekliği anlayabilir. Yine bilimin verileri sayesinde teknoloji üretebilir. Yine bilim sayesinde insanlar bilimsel bir bilinç kazanırlar. Bilimsel devrimler sayesinde, üretim biçimlerinde, kitle iletişim araçlarının kullanımında ve devlet yönetiminde olumlu değişiklikler olmuştur. Bilime değer veren ve onu toplumsal yaşamın en güvenilir yol göstericisi olarak gören görüşün karşısında olanlar da vardır. Bilime karşı olumsuz tavır alanlar iki grupta toplanabilir: Birinci grupta bilimin aydınlığından korkanlar yer alırken ikinci grupta teknolojinin yarattığı olumsuzlukları ve bilimin kötüye kullanılmasısı bilime mal edenler yer alır. Bazı ünlü düşünürler dahi bilime karşı olumsuz tavır içinde olmuş ve olumsuz sözler söylemişlerdir. Örneğin Fransız fizik bilgini Blaise Pascal (Blez Paskal, 1623-1662) şöyle der: “İnsan bilimleri bilmekle, bilmemekten daha çok insanlığını yitirir”. Albert Ainstein ise “Bilim köleler yaratmaktan başka bir işe yaramadı; savaş zamanında bizi zehirlemeye paramparça etmeye yarıyor; barış zamanında da yaşamımızı çekilmez, kararsız duruma sokuyor. Bilimler, insanları kafa işlerine adayıp büyük ölçüde kölelikten kurtaracak yerde, onları makinenin kölesi yapıyor.”der. Bu tür olumsuz eleştirilere en güzel cevaplardan birini Albert Bayet vermiştir. “Bilim Ahlak›” adlı eserinde şöyle der: ” Bilgin, bilgin olarak değil herhangi bir insan kadar suçlu olabilir ve ne yazık ki çok zamanda(suçlu) olmuştur. Suç işlerinde kullanıldığı zaman, bilim bir suç ortağı değil, olsa olsa o işin kurbanıdır.” Bilim ve teknolojideki gelişmeler insanlığın yararına kullanıldığı gibi zararına da kullanılabilir. Örneğin, fizik ve kimya alanındaki gelişmeler atomun bulunmasını sağlamıştır. Atom, atom santralleri kurularak insanlığın yararına enerji üretiminde kullanılabileceği gibi atom bombası yapılarak insanları öldürmek içinde kullanılabilir. Aynı biçimde barut, kayaları parçalamak, tüneller açmak ve geçitler yapmak için kullanılacağı gibi, kentleri yıkmak insanları öldürmekte de kullanılabilir. Anlaşılacağı üzere sorun, bilimin ortaya koyduğu buluşların insanlığın yararına kullanılmamasıdır.

Bilimin sonuçlarının insanlığın yararına kullanılmasıyla sorun ortadan kalkacak, bilim artık suçlu ilan edilmeyecektir.

1. Bilimsel Bilginin Diğer Bilgi Türleriyle Tamamlanmasının Gerekliliği Doğada ve toplumda her varlığın değişik boyutlarının, farklı özelliklerinin olması, farklı bilim ve bilgi dallarının doğmasına neden olmuştur.Yaşam içinde her bilgi dalının ayrı bir işlevi ve ayrı bir önemi vardır.Aynı zamanda bu bilgi dalları, doğayı ve toplumu anlama etkinliğinde birbirleriyle karşılıklı etkileşim içindedir. İnsanın başta bilimsel bilgi olmak üzere, felsefe bilgisine, gündelik, teknik, sanatsal ve dinsel bilgiye ihtiyacı vardır. Birey ancak bütün bilgi dallarından yararlandığı ölçüde mutlu olabilir. Bilimsel bir kuram ya da yasaya ulaşmanın sağladı haz, sanatsal bir etkinliği izlemenin veya dinlemenin sağladığı haz ve yardımlaşmanın verdiği haz yaşama ayrı bir güzellik katar. Bilimsel bilgiyi diğer bilgi türlerinden biraz öne çıkaran birtakım özellikleri vardır. Bunlardan biri, bilimsel bilginin doğruluğu test edilebilir bir bilgi olmasıdır. Bilimsel bilgiler yanlışlanana kadar doğru ve kesin bilgilerdir. Bu yönüyle bireyleri, hurafelerden, yanlış düşüncelerin ve ideolojilerin etkisinden korur. Bir başka özelliği, bilimin teknoloji yoluyla insanın ve toplumun yaşamını tümüyle değiştirmesi ve geliştirmesidir. Teknik uygarlık bilimin yol göstericiliği sayesinde ulaşılan bir uygarlıktır. Teknoloji sayesinde ise insanın yaşamı her geçen gün biraz daha kolaylaşmaktadır.

2. Hayatla Bilimsel Bilginin İç İçeliği Bilimsel bilgi ve onun ürünü olan teknoloji yaşamımızı çok derinden etkileyen bilgi türlerinin başında gelir. Bilim insanın bir yandan kendini, yaşamı ve dünyayı anlamak, bilmek için duyulan merakını gidererek kuramsal bir işlevi yerine getirir. Diğer yandan da teknoloji sayesinde hayatı kolaylaştıran pratik bir işleve sahiptir. Bilimsel bilgi ve onun ürünü olan teknoloji yaşamımızın vazgeçilemez bir parçası haline gelmiştir. Doğumdan ölüme kadar yaşamımızı kolaylaştırmak için kullandığımız araç ve gereçler bilimsel teknolojinin ürünüdür. Bu ürünlerden yoksun kalmak demek ilkel toplumların yaşam biçimine geri dönmek demektir. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler günümüzde de baş döndürücü bir hızla gelişmektedir. Bu gelişme bir yandan insanın yaşamını biraz daha kolaylaştırırken bir yandan da çevre kirliliğine neden olmaktadır. Bilim ve teknoloji yalnızca olumlu, yaşamı kolaylaştıran sonuçlar üretmez. En olumsuz sonucu sayılan çevre kirliliği; hem çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına hem de bazı bitki ve hayvan türlerinin yok oluşuna neden olabilir. Bilim, olumlu ve yapıcı bir biçimde kullanıldığı zaman da olumsuz sonuçlar doğurduğu zaman da yaşamı doğrudan etkilemektedir.

ÖZET

Bilim felsefesinin konusu, bilim üstüne düşünmektir. Bilimi oluşturan kavram ve önermelerin yapısını, bilimin yöntemini ele alır inceler, sorgular. Bilim, bilimsel yöntemle elde edilen sistemli bilgiler bütünüdür. Bilimsel yöntem, bilimsel bilgi elde etmede izlenen sistemli yoldur. Bilimsel yöntemin belirli aşamaları vardır. Bunlar, araştırma konusunun saptanması ve gözlem, hipotez, deney (sosyal bilimlerde deneyleme, gözlem), kuram ve yasa aşamalarıdır. Bilim felsefesinin temel soruları; bilim nedir?, bilimsel yöntem nedir?, bilimin değeri nedir? vb. dir. Bilimin ne olduğu konusunda iki farklı yaklaşımdan söz edebiliriz. Birincisi, bilimi ürün olarak gören yaklaşım, ikincisi ise bilimi etkinlik olarak gören yaklaşımdır. Ürün olarak gören yaklaşıma göre, bilimin ne olduğunu anlamak için bilim adına ortaya konulmuş ürünlere bakılmalıdır. Dış faktörlerin, toplumsal koşulların, değer yargılarının bilim üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Bilimi etkinlik olarak gören yaklaşıma göre; bilimi anlamak için bilimsel bilgilerin oluştuğu kültürel ortamın ve toplumsal koşulların bilinmesi, incelenmesi gerekir. Bilime klasik yaklaşımın temel özellikleri şunlardır: .

Bilim, insan zihninden bağımsız olan gerçeklikleri araştıran bir faaliyettir. .

Bütün bilimler birbirleriyle ilişkilidir. Bilimler birbirine indirgenebilir. .

Bilim, birikimsel olarak ilerler. .

Bilimsel faaliyetin insandan tümüyle bağımsız bir iç işleyişi vardır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>